Mesaj veren kitaplar sizi de rahatsız ediyor mu?
Bir süredir kitap gruplarını, ebeveyn paylaşımlarını ve onların taleplerini izliyorum. En çok ne isteniyor dersiniz?
“Değerler eğitimi seti.”
“5’li seri olsun.”
“İyiliği anlatsın.”
“Paylaşmayı öğretsin.”
“Dini kavramları sade dille versin.”
Ve çoğu zaman karşımıza çıkan şey: Dili yavan, görselleri çocuğun hayal dünyasına dokunmayan, büyük puntolarla mesaj veren kitaplar.
“Böyle yaparsan iyi biri olursun.”
“Şöyle davranmak yanlış.”
“Paylaşmak güzeldir.”
Peki gerçekten çocuklara iyiliği ya da paylaşmayı öğretmenin yolu bu mu?
Yoksa çocuklar iyiliği, yardımlaşmayı, dayanışmayı, sınır koymayı ve birlikte hareket etmeyi hikâyenin içinde yaşayarak mı öğrenir?
Hikaye anlatmakla öğüt vermek arasındaki o ince çizgi, nerede başlıyor?
Bir çocuğun kalbine ulaşan şey doğrudan verilen öğüt mü, yoksa hikâyenin kendisi mi?
Mesela “İyi Yürekli Dev Memo”
Bu kitap iyilikten bahseder ama parmak sallamaz. Memo’nun iyilik yaparken sınır koymayı öğrenmesi gerektiğini görürüz. “Herkese evet demek iyilik midir?” sorusu kendiliğinden açılır. Çocuk düşünür, ebeveynle sohbet eder ve hikâye büyür.
Ya da “Yazı Yazan İnekler”…
Birlikte hareket etmenin, dayanışmanın gücünü anlatır ama bunu komik, absürt ve kahkaha attıran bir hikâyeyle yapar. Çocuk gülerken fark etmeden şunu konuşmaya başlar:
“Hakkını aramak neden önemli?”
“Birlikte olunca neden daha güçlüyüz?”
Bunlar değer öğretmek değil, değeri yaşatmak değil mi?
Bazı konular yetişkinler için bile zor: Kimlik, sınır koyma, “hayır” diyebilmek.
Ama bir bakıyorsunuz “Ben Sandalye Değilim!” resimli kitabı, bunu öyle eğlenceli anlatıyor ki çocuk hem gülüyor hem de şunu düşünüyor:
“Ben kendim olabilirim, ve hayır diyebilirim.”
Bu kavramlar, didaktik bir cümleyle verildiğinde çocuk için soyut kalır. Ama bir karakterin başına gelince, zihninde yer eder.
Zorbalık, Farklılık ve Birlikte Güçlü Olmak
“Elmer ve Büyük Kuş” gibi karakterler üzerinden zorbalığı, dışlanmayı ve birlikte hareket etmenin gücünü konuşmak mümkün. Üstelik bu kitaplar sadece “mesaj” taşımaz.
Renkleriyle, illüstrasyonlarıyla, ritmiyle çocuğun tekrar tekrar eline almak isteyeceği bir dünya kurar. Çünkü okul öncesi dönemde asıl mesele şudur: Çocuk kitapla bağ kuruyor mu?
Eğer hikaye sıkıcıysa, tek amacı öğretmekse, çocuk onu bir görev gibi algılar. Oysa iyi resimli kitaplar şunu yapar:
“Bir daha okuyalım mı?” dedirtir.
Ve tekrar edilen her hikâye, çocuğun zihninde yeni sorular açar.
O zaman şu soruya geliyoruz:
Neden pek çok ebeveyn, nitelikli edebiyat yerine “öğreten” ama çocuğu doyurmayan kitaplara yöneliyor?
Belki de “değer” kelimesini sadece içerikle eşleştiriyoruz.
“İçinde iyilik yazıyorsa iyidir.”
“Dini kavram geçiyorsa yeterlidir.”
Oysa çocuğun dünyasında değer, sadece kelimeyle değil; hikâyenin ruhu, karakterlerin yaşadığı, görsel estetik ve duyguyla oluşur.
Bir yetişkin olarak bizi tatmin etmeyen, bize bile yapay gelen bir dilin, çocuğun hayal dünyasını beslediğini düşünmek ne kadar gerçekçi?
Okul öncesi, kitapla ilişkinin temellerinin atıldığı dönem. Bu yaşta okunan kitap sadece bugünü değil, çocuğun ilerideki okuma kültürünü de şekillendirir. Belki de mesele şu:
Çocuklarımız daha azını değil, daha iyisini hak ediyor.
Ve şimdi sözü size bırakmak istiyorum:
Siz çocuğunuzla okuduğunuz kitaplarda ne arıyorsunuz?
Mesaj mı, hikâye mi, eğlence mi, estetik mi?


